Fransız Şarabı, Acem Halısı - I
Salonun ortasında ki büyük avizenin altında duran Selim, etrafındakilere emirler yağdırıyor ve bir taraftan da yaverine birkaç gün sonra yapılacak büyük davete çağırılacakların isimlerini not ettiriyordu. Yüksek tavanlı olan büyük üç katlı evin zemininde bulunmaktaydı. Çift kanatlı büyük kapıların açılması ile içeri girildiği zaman her köşesinden kahkahalar yükselir öbek öbek insanlar bir araya gelmiş ve ortaya atılan bir konuyu tartılırlardı. Tavanın tam ortasından aşağıya doğru büyük ve sağlam olduğu her halinden belli olan bir zincir ile Fransa dan getirttikleri avizenin ışıltısı göz kamaştırmaktaydı. Duvarlar son moda kağıtlar ile kaplanmış, soranlara “ altın yaldızlı “olduğunu göstermek için hem konuşu hemde yavaş yavaş soran kişi ile duvara yaklaşmaya özen gösterirdi Selim bey. Salonun ortasında İran dan getirttiğini söylediği kahve, yeşil tonların ağırlıkta olduğu, vahşi hayvan figürlerinin süslediği bir acem halısı dikkati çekiyordu. Tavanlarda çeşit çeşit süslemeler vardı. Salon büyük avizenin yanı sıra yan duvarlara asılı duran sayısız lamlalar ile süslenmişti. Her insan salona girdiği zaman önce bu parlak ışıklardan rahatsız olur ancak daha sonra müziğin ve ikram edilen Fransız şarabının da etkisi ile alışır ve göz kamaştırıcı bir etki ile gecenin ilerleyen saatlerinde ayrılırdı.
Son zamanlarda bu tür salonlarda verilen davetlerde bir orkestra çağırmak adetten olmuştu. Müzik klasik ezgiler ile davetlilerin kulağına aşkı fısıldarken, davetlilerin bakışları da artık daha keskin bir hal alır ve buradan yeni dostluklar arkadaşlıklar ya da aşklar ile ayrılanlar olurdu. Kimi şarabı, kimi müziği kimi yan masadaki o güzel soylu hanımı konuşurdu. Zaman zaman köşelerden yükselen sesin orada bir siyaset arenası kurulduğunu izleyenlere ispatlardı. Politika bu tür davetlerin olmazsa olmazlarındandı ancak kimse bu konuları seçmeye cesaret edememekle beraber, konuların derin olması derinlere bir şeyler arayanlar için ayrı bir lezzetti. Arada bir gelen garsonlar ellerinde çeşit çeşit tatlar ile davetlilerin sohbetlerine kulak misafiri olur, mutfakta bu konuşmalar alay konusu edilirdi.
Selim bey de bu davet organizasyonlarından birine ev sahipliği yapmak adına kendince bir iş almıştı başına. Sonradan bu işi “neden tecrübeli bir organizasyon şirketine vermedim” diyerek içlenmiş ancak kısa zaman sonra “ kendi ellerimle yaptım diyeceğim “ diyerek, mutlu olmuştu. İki yıl kadar önce eşini kaybetmişti. Ağır bir hastalık kadıncağızı yiyip bitirmişti. Baş ağrısı ile gelen bir ölümdü. Sonradan beyninde bir tümör olduğu tespit edilmiş, ancak çok geç kalındığını öğrendiklerinde, iş işten geçmişti. Kendi çocukları hiç olmamıştı bu çiftin, oysa eşi Hediye hanım ne de çok istemişti. Olmadık yerlerde derman aramış ama sonunda Allah onlara kendilerinden bir evlat değil ama çok daha kıymetlisini nasip edecekti.
Bosna savaşının ardından Selim bey buraların yeniden imar edilmesi adına Bosna ya gitmiş ve kendi şirketinin adı ile bir inşaat firması kurmuştu. Bu seyahatlerin birinde eşi Hediye hanımı da götürmüş oda savaşın ardından kurulan hayır derneklerini ziyaret etmiş Murat’ı da bu ziyaretlerinden birinde tanımıştı. Bosna da bir yetimhaneyi ziyareti sırsında kalabalık çocuklar aralarında Murat’ı fark etmişti. Köşede yüzünü cama doğru yalamış dışarıya bakıyordu. Ne oradaki çocuklar ile nede gelenler ile ilgileniyordu. 7 yaşında olmasına rağmen açlık, yokluk bu küçüğü daha da küçültmüş. Olması gerekenden en az iki yaş daha ufak görüntüsü Hediye hanımın ilgisini çekmişti. Tek başına cesaret edemediğinden bir görevli eşliğinde yanına gitmişti.
O konuşuyor çocuk sadece gözleri ile onaylıyor gibiydi, en azında o öyle zannetti. Savaşın yüzünü görmek için o siyah, mahzun ve acı dolu gözlere bakmak yeterliydi. Savaş bitmiş ama Murat’ın savaşı daha yeni başlıyordu. O küçücük elleri hayata tutunmak için uğraşıyor bir dal arıyordu. Yaşında olmasına rağmen annesini babasını kardeşlerini Bosna savaşına kurban vermişti. Kurban bayramının kurbanları onlardı. Daha üzerine borç olmasa da kesmişti hayat onun adına farz olan kurbanını. Elleri Hediye’nin avuçlarında eriyip giderken Murat’ın gözlerinde kendi muradını gördü, Murat ise annesinin yüzünü…
Dönüşüm Konağı
Altuğ Gececi