Gerçek Oyunda Kalabilmek
Savaşın en stratejik bölümünde idi. Önüne çıkan tüm askerleri bir bir öldürüyordu. Günlerdir uğraşmıştı savaşı kazanmak için. Yapması gereken bir çok işi yarım bırakmış, ailesini ihmal etmişti. Artık çok güçlüydü. Burada vazgeçemezdi. Hiç bu kadar güçlü olmamıştı. Önüne çıkan askerlerin bazılarını esir alıyordu bazılarının kafasını kesiyordu. Aceleci davranıyordu; hızlıydı. Bir o kadarda asabi ve heyecanlıydı. Her şey o kadar hareketliydi ki ne tarafa bakacağını şaşırmıştı. Artık gelmesi gereken yere çok yaklaşmıştı. Tüm düşman askerlerini öldürmüştü nerdeyse.
Önünde sadece bir düşman askeri kalmıştı ve ona sessiz sessiz yaklaşıyordu. Silahını çıkardı tam düşman askerini öldürecek; birden bağırmaya başladı. Çığlıklar atıyordu. Önünde ne varsa yıkıp geçiyordu. Hıçkırıklar ile ağlıyordu.
Çünkü; elektrikler kesilmişti.
Ve o çocuk haftalardır playstationda oynadığı bu savaş oyununu geçmek üzere iken olmuştu bu. Oyunu kazanmak için derslerini ihmal etmişti. Onlarca kez annesiyle ve babasıyla tartışmıştı. Bu oyun onu asabileştirdiği için bir çok arkadaşını kırmış ve onlarla küsmüştü. Oyunun son bölümünde tam da kazandım derken elektrikler kesilemezdi. Bu olamazdı, olmamalıydı.
Annesi telaşla oturma odasına koştu ve oğlum ne oldu diye heyecanla bağırdı. Çocuk ağlayarak annesine bağırmaya başladı oyun bitti…
Ne oyunlar bitmedi ki demek geliyor insanın içinden. Bir playstation oyunu bitse ne olur ki demek geliyor. Ama o çocuk için hayatın anlamı bu oyun olunca işler değişiyor. Kendi hayatını bu oyun haline getirince elektriklerin kesilmesine üzülüyor insan. Ama daha çok çocuğun gerçek oyununu unutmasına üzülüyor insan…
Okulunu bu oyun için unutmasına, ailesine iyi bir evlat olmayı unutmasına, arkadaşlarına iyi bir dost olması gerektiğini unutmasına üzülüyor insan. Oynaması gereken gerçek oyunları oynamayıp haftalarca sanal oyunların içinde kaybolup gitmesine üzülüyor insan.
Sonra büyüyor o çocuk ve biz yetişkinler oluyor. Anne olmasına rağmen anne, baba olmasına rağmen baba olmayı unutuyor. O kadar çok işi ile ilgileniyor ki, kafasında o kadar çok şey var ki gerçek rollerini unutuyor. Ve işe giriyor o çocuk, çalışmaya başlıyor. Ama işin içine giremiyor bir türlü. Gerçek rolünü unutuyor orada da ve farklı oyunlar kuruyor kafasında; Nasıl daha fazla kazanabilirim, benim hakkımda kim ne demiş, ama kimse benim kadar çalışmıyor ki demekten gerçek oyununu unutuyor ve artık kendisinin bir işi olmuyor. Huzursuzluk ve stres çıkmıyor hayatından. Anne ve babasını ziyarete gidiyor ama kendini onlara veremiyor. Onların yanın da 1 saatten fazla duramıyor. Kafasında o kadar şey var ki evlat olduğunu unutuyor. Ve o oyunu da kaybediyor…
Hepimizin bir hayatı yani oyunu var. Ve hepimiz kendi oyunumuzu en iyi şekilde oynamakla hükümlüyüz. Hayattaki rolünümüzün ne olduğu da önemli değil, o rolde oyunu ne kadar iyi oynadığımız önemli.
Eve geldiğimizde anne veya baba olup çocuğumuzla vakit geçirebiliyor muyuz, eşimizle vakit geçirmekten zevk alabiliyor muyuz? İşe gittiğimizde iyi bir çalışan olabiliyor muyuz? Anne ve babamıza iyi birer evlat olabiliyor muyuz? İşte bütün mesele bu. Bizler gerçek oyunlarımızın içine farklı oyunlar yerleştirip hayatımızı mutsuz kılmadıkça; sadece gerçek olan oyunu en iyi şekilde oynamaya çalıştıkça; işte o zaman tüm oyunları kazanmaya başlayacağız.
Dönüşüm Konağı
Erdem Özbay