Anlık kar, Karanlık
Aynanın karşısına tüm ihtişamıyla geçmiş. Siyah kostümünün vücudunun üzerinde oluşturduğu kıvrımlarına bakıyordu. Siyah, ne de olsa bin ayıbı örterdi. Şık ve sade olup göz kamaştırmalıydı. O gece hemen hemen herkes gibi onun için de önemliydi. Herkesin içine çıkacak, o sadeliğiyle göz kamaştıracaktı. O, aslında yılbaşı gecesine hazırlanıyordu.
Her yerde oynaşan ışıklar ve ışıkların resitali. Gece karanlıktı, ancak ışıklar, adeta tüm kıvraklığıyla siyahı beyaza dönüştürmüştü. Her yer güneşin batışıyla gecenin sükûnetine ulaşırken aydınlık kıyafetine bürünmüş. O karanlıkta ışık alan her nesne aydınlanmıştı. Sanki doğallığıyla özündeki beyazlığa yansıtacakmış gibi.
Bir de hayal etsek, o yılbaşı gecesinde lapa lapa yağan karı. Bir anda içimizde farklı bir his oluşuverir. Bir anda huzur yayılır içimizden çevremize doğru. Anlamlandıramayız belki, belki de tam olarak dillendiremeyiz içimizdeki huzurun resmini. Her yer karanlıktan aydınlığa ışıkla bürünerek aydınlanmışken, işte o huzur içimizde hep sükûn eder. Her an mutlu olduğumuzun habercisi gibi içimizde asılı kalır.
Siyahla beyaz zıttırlar. Ancak birbirlerini içinde var ederler birbirlerini. Birbirlerinin içinde saklarlar hep kendilerini. Ta ki içindeki niyeti ortaya koyana kadar. Ta ki bir niyetle o beyazlığı içimizde çevremize yansıtana kadar. O zaman insanlar birbirinden huzur bulur. İşte o zaman huzur ve yaşam bulur insan kendisinden. O zaman bizim ne gecelerin ışık resitaline ihtiyacımız kalır, ne de bin ayıbı örten siyaha öyle değil mi?
Aslında öyle değil. Öyle değil çünkü tüm bu okuduğumuz kulağımıza hoş gelen satırlar. Oysaki satırların içindeki yaşadığımız anlam değil. Satırların anlamı ancak yaşanarak anlamlı hale gelir.
New NLP diyor ki; ‘’ Bakarız ama görmeyiz, duyarız ama işitmeyiz, dokunuruz ama hissetmeyiz. Çevremizdeki her şey bize bir mesajdır. ‘’
Peki biz çevremizde binlerce mesaja nasıl tepki veriyoruz?
Nasıl bir tepki veriyoruz o yılbaşı gecesine? Ne şekil veriyoruz yaşam şeklimize? Neden stresleniyoruz iş hayatımızda. Anne, baba ve öğrenci olarak nasıl ve neden kaygılanıyoruz eğitim hayatımızda.?
Ve nasıl tepki veriyoruz, hayatımızın içindeki yaşamımıza?
Aslında hayatımızın içinde eğitimimiz olur. Hayatımızın içinde çalışıp, dinlenebildiğimiz işimiz olur. Hayatımızın içinde yaşam şeklimiz olur. Tabi ki gecelerinden birinden de biri yılbaşı gecesi olur. Hayatımızın anlamı o gece, milli piyangoların çekilip zengin olunacağı olmaz. Hayatımızın uzun bir bölümü eğitim, uzun bir dönemi iş, bir bölümü ölümümüzü bekleyeceğimiz emekliliğimiz olmaz. Hayatımızın bu şekilde bölük pörçük olabilir. Olursa ‘Lanet olsun bu işe. Kaç kiriz yaşadık. Böyle ülke mi olur. Yok kardeşim yok Coupe (üstü açık) araba gibi üstümüz, başımız açık.’dediğimiz işimiz olur. İşte böyle içinde yaşadığımız dönemde işimiz bize sahip olur. Eğitim hayatımız bizim patronumuz olur. Eşimiz, sevgilimiz bizim sahibimiz olur. Terk ettiğimiz ya da terk edenimiz olur.
Yaşamımız, evimizde odada ışığın aydınlattığı kitabın satırlarını okurken o zaman anlam bulabilir. Dinlenebilip, düşünebildiğimiz hayatımızın içinde bir işimiz olur. Kendimizi eğitip, geliştirebileceğimiz hayatımızın içinde eğitimimiz olur. Karanlık gecelerde, kendi iç dünyamızdan üretebildiklerimizle gecelerimiz aydınlık olur. Geçmişte kalan tükenmiş bir yılbaşı günlerimiz olmaz. Anlamlı olarak yaşabileceğimiz günlerimiz olur. O zaman anlam bulur siyaha ve beyaza yüklediğimiz anlam!
Bir ömre bedelmiş gibi tepki veriyoruz o anlara. Anlar ise hayata verdiğimiz tepkilerimiz ile bize bir ömür sağlıyor.
Ak kara olmaz, ancak aka kara çalarsanız. Karayı ak yapamazsınız, ona sadece kostüm giydirirsiniz. Hayata anlam verecek düşüncelerimizle ve o düşüncelerimiz uğruna yapıp ettiklerimiz anlam bulur. O karanlık gecelerde, o anlık nefsimizin, keyfimizin kar ettiğini düşünürüz. Ve o anlık kar etmeyi düşünürken de geleceğimizi kar-anlığa dönüştürebiliriz.
Niyet, insanı sonsuz bir yola çıkartır. Yolları düzlüğe çıkartır gündüzleri gün-düz yapar. Oysa anlık kar o an bize yaşattırır; sonrasında onun anısı kalır. Anlamını yitirir bir an-ı kalır. Aslında o yılbaşı sadece ışıklarla aydınlatılan diğer gecelerden farkı olmayan bir gecedir. Zihinlerde kalan ise onun insana o an tükettiği keyiftir. O keyif, o kadar yüksektir ki bize diğer gecelerden çok farklıymış zannını verir. Farklı coğrafyalarda, farklı iklimlerde, dilleri farklı, yedikleri farklı hatta zatında tuttukları takımları dahi farklı olabilen biz insanlar. Nasıl uzun süreli mutluluğu sağlayabilmişler. Hiç yok mudur dünyamızda mutlu olan, mutlu olabilen. Olmaz mı?
Mutluluk diye peşinde koştuğumuz soyut kavram. Aslında, ‘ Mutluluk diye bir şey yoktur, mutlu olmak vardır.’ ; der New NLP.
Her aydınlık karanlığa kavuşurken, tükettiğimizin anı değerlendirir. Her karanlığın aydınlığa giden dakikalarında da üreteceklerimizi tasarlayabiliriz. O zaman ışıklandırılmış bir gecenin yerine, kar-anlıkta üreteceğimiz aydınlığa gidebiliriz.
Aydınlık için anlık karanlığı yaşamak yerine, karanlıklarınızın aydınlığa kavuşması dilerim.
Dönüşüm Konağı
M.Orhan Müftüoğlu