Bir Sır Daha Var Çözdüklerinden Başka
Bir sır daha var çözdüklerinden başka.
Bir ışık daha var bu ışıklardan başka.
Hiçbir yaptığınla yetinme, geç öteye.
Bir şey daha var tüm yapıtlardan başka.
Ömer Hayyam….
Puslu bir öğle vakti. Yağmur tüm ihtişamı ile yağıyordu kalabalığın üzerine. Islanmak kimsenin umurunda değildi o an. Bu defa kimse ıslanmıyor, tüm topluluk yıkanıyordu adeta yağmurla belki de.
Defin anıydı, yağmur birilerinin gözyaşlarına karışıvermişti çoktan. Herkes kendi iç dünyasına gömülmüş, kendi dünyasında çoktan yolculuğa çıkıvermişti bile. Kimi gidene ağlıyor, kimi geride kalanlara üzülüyordu. Kimi yaşamını sorguluyor, yeni gelen yıl ile birlikte yeni hedefler belirliyordu. Kimi pişmanlıklarını hatırlayıp geçmişi ile hesaplaşıyordu. Kimi kararsızlıklar ve belirsizlikler içerisinde kaybolmuş hayata yeniden dört elle sarılmayı ümit ediyordu. Kimi dua ediyordu, her şeyin hayırlısını dileyip şükranlarını sunuyordu yüce Tanrıya. Kimi kendi ile yüzleşiyor, yaşam ile yeniden kucaklaşıyordu.
Bir an sessizliğin içerisinde gözleri iki nokta arasında gitti geldi. Hayatının iki dönüm noktası, hayatta en çok bedel ödediği iki zat yan yana duruyordu ilk defa. Bir tarafta, saçlarına ak düşmüş çocukluğunun en güzel hatırası, yıllar sonra karşılaştığı koca bir çınar.
Diğer yanda mercan bitkileri ve balıkları ile dolu bir okyanus kıyısını çağrıştıran on yaşlarında bir erkek çocuğu. Gözyaşları ile çizdiği yolları huzura ve umuda dönüştürmüş onur kaynağı. Hüznün ertesi zamanlarda, yediveren güllerinin goncada olduğu dönemler. Güneşin batışı ile mısır tarlaları ve koyun sürüleri seyrederek gurbette geçirdiği hamilelik yılları. Ve sonrasında en zorlu geçen dönemlerde; hayattaki en belirgin, en güçlü ışığı olmuş bir evlat.
“En büyük hüznüm ve en büyük huzurum” tam karşımda yan yana duruyordu ilk defa. Çok ilginç hayat bir mezarlıkta, bunca yıl sonra nasıl bir manzara çıkarmıştı karşıma diyordu.
Bir an gözlerini kapayıp, başını gökyüzüne kaldırdı ve yağmura teslim etti kendini. O an her şey o tablo ile birlikte anlamını yitirivermişti. Hüzün ve huzur her şey ile birlikte yok oluvermişti aniden. Sadece Tanrıya teşekkür edip şükranlarını iletiyordu. Alabildiği her soluk, atabildiği her adım ve yaşadığı her an için minnet duyuyor, sonsuz teşekkür ediyordu.
Her şey bir an film şeridi gibi gözünün önünden geçti o an. Bedel ödemek ne kadar güçlendiriyordu insanı ve güç merhametten doğuyordu gerçekten de. Hayatın içinde özgür ve bağımsız olabilmekti asıl olan. Sevgide, aşk da bağımlı olmadan yaşamak ve kimsenin de bağımlı olmasına izin vermemekti. Sadece bağlı olabilmek ve bağlı kalarak sevgiyi güçlendirebilmekti mesele. İnsanı güçlü kılan tek şey, vazgeçebilme gücün varken bile, hiç kimseden hiçbir şeyden vazgeçmemekti .
Mücadeleye yenik düşmek veya mızıkçılık edip vazgeçmek. Hayattaki geçici oyuncak zaferlerden başka bir şey değildi gerçekten de. Oyunu vaktinden önce bozan tarafta olmanın bedelini, hayat mutlaka öğretiyordu haklı veya haksız her hak edene.
Yaşamı anlamlı kılan tek gerçek vardı aslında, ölümün ta kendisi gerisi tıpkı şarkılardaki gibi yalandı.
Ne güzel demiş, Pablo Neruda;
Hayat yaşandığı kadardır.
Ötesi ya hatıralarda bir iz, yada hayallerde bir umuttur….
Sevgi, Huzur ve Enerji dolu yeni bir yıl geçirmeniz dileğiyle……
Sağlıcakla Kalın…..
Dönüşüm Konağı
Şeyda Küçükel