Fransız Şarabı, Acem Halısı - I I
Doksanlı yılların hemen başıydı. Balkanlar’da ayrılıkçı düşünceler çoğalmış Yugoslavya bir zamanlar bu coğrafyanın önemli ve güçlü devletiyken ırkçılık bitirmişti bu ülkeyi. Çok uluslu yapısı bu toprakları zengin yaparken, fırsatçılar için ayrı bir arena halini almıştı. Balkanlarda daha önceleri üç beş devlet varken artık sayıları ondan fazla olan irili ufaklı devletler oluşmuştu. Eski demir perde ülkeleri artık özgürlük adına parçalanıyordu. Bosna’da kurulan bu devletlerdendi. Sırp, Hırvat ve Boşnaklardan oluşuyordu. Murat’ta bir Boşnak çocuğuydu ve mutluydu. Ailesi, arkadaşları ile birlikte çocukça küçücük kalbinin derinliklerinde büyük umutlar mutluluklar taşımaktaydı. Ta ki ayrılık vakti gelene kadar. Bosna savaşı ile yıkılan her taş duvarın altında kalan umutlar gibi Murat’ında yaşamı taşlar altında kalmaya mahkûm olmuştu. Önce arkadaşlarından uzaklaştı, sonra ailesinden sonra da umutlarından. Bulduklarında bir bomba çukurunun içinde yapayalnızdı. Murat’ın gözlerinde savaşı okumak mümkündü. Dudakları kıpırdar ama sözcükler tek tek ve kesik kesik çıkıyordu ağzından.
Hediye ile tanışmaları onda sıcacık yuvasının kokusunu anımsattı sanki. Ocakta pişen yemeğin kokusu, annesinin sıcacık sesi, babasının okşayan elleri, kardeşlerinin odayı dolduran kahkahaları. Mutluluğun tablosu yeniden çizildi zihninde. Keşke onlarda olsaydı diyebildi içinden. Kaldığı yetimhane duvarlarına içinden geçen isyanı haykırmak istese de bunun neye yarayacağını bile bilemezdi ki, tıpkı savaşa bir anlam veremediği gibi onunda anlamı olmayacaktı, ruhunda açılan yaranın kanamasının dışında ne değişecekti. Savaş onun için acı ve barut kokusu demekti o kadar. Kimilerine göre çıkar ve menfaat ya da ekonomi iken onda sadece acı ve korku ve barut kokusu. Eline hiç silah almamıştı, dokunmamıştı o ölüm makinelerine, Ama çıkan merminin sesi ve yanı başındaki annesinin göğsünü parçalarken çıkan o tok ses. Onu çok iyi anımsıyordu Murat tıpkı babasının ki gibi her şey o kadar netti ki. Hayal bile olsa içindeki fırtınada her anında yaşamın yeşeren umutlarından çok bu ses ve korku ile devam edecekti, belliydi bu. Kimse ama kimse için değil sadece yaratıldığı ve yaşamında tercih dahi etmediği bir milletten olduğu için ölmesi gerekiyordu. Bildiği buydu.
Hediye, Murat’a verilmiş hediye oldu. Hayatında ki kırık kanadı oldu, Murat’sa Hediye’nin oğlu oldu. Haftalar sonra İstanbul’a geldi Murat. İkinci vatanı oldu burası. Her şeyi ile tamdı artık aile, Selim, Hediye ve Murat. Her şeyine dikkat edilen bir çocuk oldu Murat. Hiçbir zaman oyuncak tabancası olmadı ne de savaş arabaları. Ne sinemalardan hoşlandı ne de savaşı anlatan hikayelerden.
Şimdi 35 yaşında ve hala İstanbul’da yaşıyor Murat. Kendisi gibi bir Boşnak ile evlendi. Onunda acıları çoktu tıpkı Murat gibi, tıpkı umutları gibi. Her acının ardından dökülen gözyaşları gibi. Çok ve gelecek dolu bakışlarda olduğu gibi. Hak etmedikleri bir savaşın içinden geçerken, gelecekteki savaşlarda isimleri olmasın diye uğraş veriyorlar. Tıpkı diğerleri gibi...
Dönüşüm Konağı
Altuğ Gececi