Meğerse İstemekmiş
Asıl mesele görünen değilmiş. O görüntünün bizim için, ne anlama geldiğiymiş. Çünkü yüklendiği anlammış onu, bizim için değerli ve önemli yapan. Meğerse biz yüklermişiz ne anlam ifade ettiğini o şeye.
Ve sonra onu hayatımızın tam ortasına yerleştirir, olmazsa olmazımız yaparmışız meğerse.
Ve böylece biz onu, hiç olmadığı kadar önemli ve hiç olmadığı kadar değerli görmeye başlarmışız. Hayatımızda ne büyük boşluklar oluşturduğunu fark etmezmişiz. Aksine, ne kadar çok boşlukları doldurduğunu düşünürmüşüz. Ama sadece düşünürmüşüz. Çünkü insan oğlu yeter ki bir şeyi istemeye görsün, düşündüğünü öyle bir yaşadığını zannedermiş ki, gerçekte bir başkası yaşarken, şaşırırmış o yaşadığı duruma.
İstemenin esrarıymış, buda zaten. O kadar sararmış ki gerçekleri… Bulutların ardında, sislerin arasında kalır gerçek ve biz göremez olurmuşuz. Göremediğimiz içinde, hiç olmadığı olamayacağı kadar yetenekli görürmüşüz onu. Hiç olmadığı olmayacağı kadar başarılı bulurmuşuz onu. Daha bir çok, hiç olmadığı olamayacağı kadar, olumlu nitelikler eklermişiz, önüne arkasına. Ve bu böyle devam eder gidermiş meğerse günlerce, haftalarca, yıllarca…
Ve sonra bir şey olur, gün gibi çıkarmış ortaya gerçek. Sislerin dağıldığı anmış, o zamanlar. Öyle değilmiş, dermişiz bu seferde. Aslında hiç önlemi biri değilmiş, ben öyle zannetmişim. Hele ki değerli hiç değilmiş, ben yanılmışım, dermişiz. Meğerse olmazsa olmaz dediğimiz şeyler yokmuş onda, demeye başlarmışız. Ama derken de fark etmemenin acısı nasıl yakarmış bizi o anlarda. Oysa fark etmemiz değil, isteğimizin değişmesiymiş sadece, gerçek olan. Ve yaşanması gerekiyormuş o acının. Yüklediğimiz anlamların, bizim için gerekli ve gerçek olduğu, yanılgısını anlamamızı sağlarmış. Meğerse acıymış bizi güçlü kılan.
Meğerse ne istediğini, iyi bilmek gerekirmiş. “Meğerse” dememek için, hayatın anlamını ve amacını doğru yere yerleştirmek gerekirmiş, Meğerse…
Dönüşüm Konağı
Aynur Birkan