Bahar Ve Sanat
‘’Güzel sanatlara da alakanızı yeniden canlandırmak isterim. Ankara~da bir Konservatuvar ve Temsil Akademisi kurulmakta olmasını zikretmek, benim için bir hazdır. Güzel Sanatların her şubesi için Kamutay~ın göstereceği alaka ve emek, milletin insani ve medeni hayatı ve çalışkanlık veriminin artması için çok etkilidir." Atatürk
Ankara’da erken gelince bahar, dalları beyaz, sarı, pembe çiçekler bastı. Kar yağdı beyaz çiçeklerin üzerine ayaz üşüttü. Her ne kadar artık kar tutmaz olsa da toprak Mart kapıdan baktırdı kazma, doğal gaz yaktırdı.
Ankara’da bir diğer baharın müjdecisi ise başlayan festivallerdir. 11.ODTÜ Festivali’ de başladı. Festivalde tüm Ankaralılar, 50’ yi aşan sanatçı ve sunacakları çeşitli sanat alanlarından örneklerle Nisan ayında unutulmaz anlar yaşayacaklar.
Çok soğuk bir Şubat akşamı 13. Uluslararası Ankara Caz Festivali kapsamında Bilkent Üniversitesinin tıklım tıklım dolu konser salonundan ayrılırken genç başarılı müzisyenimiz piyanist Selen Gülün, Avusturyalı basklarnet dehası Ulrich Drechsler ve bateride Jorg Mikula duygusal ezgileri ve engin ritimleri ile kulaklarımızda hoş bir seda bırakmıştı.
Selen Gündüz 5 yaşında başlamış piyanoya ve Ulrich Drechsler 9 yaşında klarnet çalıyormuş. Bestelerini çok erken yaşlarda yapmışlar. Yolları Viyana’da kesişmiş. Sanatın dili bir; yüzlerce insanı bir araya getiren bu dili birbirinden farklı üçlü, Ocak ayında Viyana ‘da birlikte verdikleri konserden ayaklarının tozu ile Ankara’ya gelmişti.
Yetenekleri işleri olmuş insanlara hep imrenerek bakarım. Önündeki tuvale Çamlıca tepesinden İstanbul boğazına bakarken fırçasının her darbesinde dalgaları, martıları, maviyi, yeşili, tarihi yorumlayan sanatçının bir sergide paylaşacağı eserinin heyecanını düşünmek büyük keyif olsa gerek…
İşiniz ne olursa olsun. Yaşamınızda yalnız olduğunuzu hissettiğiniz anlarda üzerine karalama yapacağınız bir günlüğünüz, teline vuracağınız bir sazınız, amatör tiyatro yapacağınız bir grubunuz, festivallerde bir iki etkinlik seyredecek zamanımız olursa yaşam bir başka güzel…
Bir gazete haberi’’Türkiye’de son 4 yılda anti-depresan kullanımındaki artış endişe verici. Yüzde 85 oranındaki artış uzmanları tedirgin ediyor.’’ diyor.
Şehir yaşamında nefes almaksızın koşuşturma sonunda girdiğimiz kısırdöngüden bizi bir an bile olsa çıkartacak en kuvvetli anti-depresanın herhangi bir sanat dalı ile uğraşmak olduğunu düşünüyorum.
En güzel sanat, yaşama sanatıdır. John Macy
Kardeşim ‘’Ben de müzik kulağı yok ama ben klarnet çalmak istiyorum” deyince çok mutlu oldum.
Yaşama tutunmanın yaşadığını hissetmenin yolunun sanattan geçtiğine inanıyorum.
İstanbullular 29.Uluslararası İstanbul Film Festivali de başlıyor.
Hoş geldin Bahar, Hoş geldin Sanat festivalleri…
Dönüşüm Konağı
Tevfik Ceritoğlu