Bütün insanlar üç sınıfa ayrılmıştır: Hareket ettirilemeyenler, hareket ettirilebilenler ve hareket edenler.
Ara

Dinamik Psikoterapi / Psikolojik Sorunlar

Dinamik Psikoterapi

Haftada 4-5 seanstan oluşan ve hastanın serbest çağrışımla çözümlenmeye çalışıldığı bir yaklaşım olan klasik psikanaliz yerine, Freud sonrası gelişen, seans sıklıklarının azaltıldığı, serbest çağrışım tekniğinden farklı tekniklerin de kullanıldığı ve serbest çağrışım olmadan da bilinçaltına ulaşılabileceğini savunan birbirlerinden bir takım özelliklerle ayrılan ekoller bütününün oluşturduğu psikoterapiye ?dinamik psikoterapi? denir.

Dinamik psikoterapi hastayı anlamsız ve gereksiz takıntı ve saplantılardan, korku ve kaygılardan olduğu kadar, kişiliğinin gerçekleşmesini engelleyen iç ruhsal çatışmalardan ve çevresi ile gelişmiş bir uyum içinde yaşamasını güçleştiren ilişki sorunlarından kurtarmaya çalışır. Sadece rahatlamasını değil kişiliğinin düzelmesini ve gelişmesini de amaçlar. Bununla birlikte terapist bir bakıma sadece bir kılavuz ve gözlemcidir. Bir bakıma da sonuçta, varılan noktadan, elde edilen değişmeden sorumlu olan, hasta yada başka bir deyişle terapi alanın bizzat kendisidir. Dinamik psikoterapinin bir diğer anlamı, kişiliğin, bilimsel bir gözlem ve inceleme yöntemidir; özellikle istekler, güdüler, dürtüler, düşler, hayaller gibi kişiliğimizin dinamik yönlerini tanıma açısından güvenilir bir araştırma tekniğidir. Kişilik gelişmesinin, erken çocukluk dönemlerine ait saplantılar ve kompleksleri, duygusal çarpıklıkları tanıma ve inceleme açısından dinamik psikoterapi, araştırmacılara büyük olanaklar sunmaktadır. Ayrıca dinamik psikoterapi, bilimsel bir psikoloji kuramıdır. Bu, elde edilen bilgilerin, insan davranışını, evlilik ve akrabalık gibi insan ilişkilerinin sonuçlarını önceden kestirme olanağını vereceği anlamına gelir. Kişilik gelişimi ile ilgili yeterli bilgileri toplayan ve gerekli gözlemleri yapabilen bir terapist, o kişinin gelecekte belirli koşullar altında ne tür tepkiler gösterebileceğini önceden söyleyebilir.

Freudculuk
Freudculuk çocukların cinsel duyumsamalarının, dürtülerinin ve ihtiyaçlarının belirli koşullarda erişkinlerin nevrozlarına ne tür mekanizmalarla neden olabildiğini gösteren bir kuramdır. Freudculuk yüzeyde ne denli cinsellikle ilişkili değilmiş gibi görünseler de temelde hemen tüm düşlerin cinsel içerikli olduğu savıdır. Freud, bilinçdışı olayları incelemeye başladıktan az sonra bunların iki türlü olabileceklerini keşfetmiştir. Birincilerin kapsamına, biraz çaba ve dikkat harcama bilince getirilebilen düşünce, anı ve duygular giriyordu. Bilinçlenmeye hazır bu ruhsal içeriğe bilinç öncesi adını vermiştir. Ancak bilinç dışı olayların en ilgi çekici olanları belirli bir teknikle ve büyük bir çaba ile bilinçli kullanılabilen unsurlardır. Bunlar bilinç tarafından büyük bir güçle reddedilen, itilen ve bu nedenle bilinçli olabilmeleri için önceden bu itici gücün yenilmesi gereken ruhsal süreçlerdir. Freud bu ikinci türden ruhsal yaşantı ve olayların niteliğini belirlemek üzere bilinçdışı terimini kullanmıştır. Bilinçdışı olmalarına rağmen, bilinçli ve iradi davranışlarımızı etkilemeye devam eden bu ruhsal içeriğin, ister normal kabul edilsin, ister anormal sayılsın tüm insan davranışlarını belirlediğini göstermeyi başarması Freud'un en büyük başarısı olmuştur.

Serbest Çağrışım
Serbest çağrışım, deneğin aklına gelen her düşünceyi, herhangi bir sansür yada bilinçli bir kontrol uygulamaksızın terapiste anlatmayı kabullenmesi ve bunu yapmasıdır. Bu, bilinçdışının varlığını anlama ve kanıtlamanın da öncü adımı olmuştur.

Aktarım
Aktarım olgusu dinamik psikoterapilerde çok önemli olan bir buluştur. Bu, hastanın çocukluğunda kendisi için önemli olmuş kişilere, özellikle ana-babaya karşı beslediği duyguların terapiste aktarılması olgusudur. Örneğin sert, sadistik ve isteyici babanın olduğu bir aileden gelen insanda, genellikle bu tür tedaviye karşı, erken çocukluk yaşantılarından dolayı bir başkaldırma vardır. Bu tür hasta hiçbir zaman çalıştığı yerde amirleri ile iyi geçinemez yada herhangi bir otorite sembolü ile iyi ilişkiler kuramaz bir durumdadır. Böylece terapi sırasında da hemen terapiste karşı isyankar bir duruma girer, kendine göre tedavideki yanlışları bulur, terapisti kendisine karşı kaba, hatta kindar olmakla suçlayabilir. Böylece, zamanında babasına karşı duyduğu düşmanca duyguları terapiste aktarır ve terapisti de aynı şekilde zalim ve acımasız bulabilir. İşte, dinamik psikoterapilerde terapist, tüm bu olumsuz tutumlara hiç aldırmadan hastası ile hoşgörülü, sıcak ve anlayışlı bir ilişkiye girmeyi dener. Sonunda hasta, duygularındaki ve davranışlarındaki gerçeğe uymayan tarafları görmeye başlar ve kendi kişiliklerinden kaynaklanan olumsuzlukları da değiştirmeye başlar. Daha önceleri ise bu kişi otoriteyi temsil eden kişilere karşı düşmanca davrandığı zaman onlarda ona aynı şekilde davrandığı için, hastada var olan otoritenin acımasızlığı önyargısı her defa doğrulanmış olmaktadır. Bunun sonucunda hasta hiçbir zaman nevrotik tutulumunun farkına varma fırsatını da bulamamaktadır. Ama tedavide hastanın davranış örneğini geriye doğru izleyerek görmek ve böylece daha olgun çözüm yolları geliştirmek olanağı vardır.

Aktarım Nevrozu
Dinamik psikoterapide sık rastlanan terimlerden birisi aktarım nevrozudur. Bu terim hastanın başlıca çatışmalarını terapist ile ilişkisine aktarması ve bu nedenle tedaviye başvurmasına neden olan rahatsızlık belirtilerinin beklenmedik bir biçimde hızla kaybolması durumunu anlatmak için kullanılır. İlk birkaç görüşmeden sonra hastanın bozuk uyumu neredeyse mucizevi bir şekilde düzelir. Bununla beraber terapist ile ilişkisi, tedavi öncesinde başkaları ile olan ilişkileri gibi bozuk bir biçimde devam eder. Kuramsal olarak dinamik psikoterapi tedavi sürecinde bu aktarım nevrozunun çözümü etrafında dolanır. Bu durumda hasta, terapisti, çocukluğundan beri ana babasını kullandığı biçimde kullanmaktadır denilebilir. Bununla birlikte bilgisi ve anlayışı ile terapist çok daha uyumlu ve gerçekçi bir ebeveyn olarak işe yaramakta ve hastanın büyüme döneminde yenmeye zorunlu olduğu çatışmaları, aşması gereken güçlükleri şimdi çözmesinde işe yaramaktadır. Hastalık belirtilerindeki bu beklenmedik ve ani düzelmeyi fark eden terapistin, bu durumda bir aktarım nevrozunun söz konusu olabileceğini aklında tutması gerekir.

Direnç
Dinamik psikoterapide kullanılan bir başka kavram da dirençtir. Bu, hastanın sorunlarının kaynağını doğru ve hızlı bir biçimde anlamasına içeriden karşı koyan bilinçdışı güçleri tanımlamak için kullanılan özgül bir terimdir. Özgür iradesi ve seçimi ile terapiye gelen hastada tedavinin başlaması ile birlikte söz konusu bu dirençler de kendisini göstermeye başlar. Örneğin, hasta, zamanının büyük çoğunluğunu terapistin her sözüne inatçı bir şekilde itiraz yada her yorumunu kendi iç dünyasına hiç göz atmadan durmadan tartışmakla geçirebilir. ?Terapistin söyledikleri benim iç dünyamın gerçeklerine ne ölçüde denk düşüyor? diye düşünmek yerine, terapistle amansız bir rekabete girmek hasta için sanki çok daha önemliymiş gibi görünür. Sanki terapistin karşısında bir şey yapması istendiğinde durmadan karşı koymaya çalışan 4-5 yaşlarında bir çocuk varmış gibidir. Direnç türlü biçimlerde görülebilir. Görüşme saatine gecikme, görüşme randevusunu unutma, divanda çağrışım yapmama, önemli ve anlamlı olayları unutma, rüyaları hatırlayamama, daha önceki görüşmelerde tartışılmış önemli konuları unutma, kendiliğinden ve içtenlikli davranmama, duygularını açıklayamama vb. Genel olarak hastalar yaşadıkları direncin farkında değildirler. Farkına vardıklarında ise bunlara engel olmaları beklenir. Direnç niteliğindeki tutum ve davranışların gerçek anlamları uygun bir zamanda kendilerine yorumlanmalıdır. Bu konu, tüm anlamıyla kavranana dek bu yorumlar tekrarlanmalıdır.

Rüya
Rüyalar, dinamik psikoterapide önemli bir tedavi materyalidir. Freud rüyaları bilinçdışına giden kral yolu olarak niteler. Rüya, uyku sırasında oluşan halüsinasyon niteliğinde bir yaşantıdır. Rüyanın uyandıktan sonra hatırlanabilen kısmına rüyanın belirgin içeriği adı verilir. Bununla birlikte belirgin içerik ancak karışık bir ruhsal olaylar dizisinin son ürününü oluşturur. Bu olayı anlayabilmek için daha önce tartışılmış olan ruhsal aygıtımızın bazı özelliklerine geri dönmek gerekmektedir. Daha önce bilinçdışının boşalıma ve doyuma erişmek için bilinci zorlayan içgüdüsel istek ve gereksinimlerle dolu olduğuna değinmiştik. Bunların içinde, şu yada bu nedenle, doyurulması ego tarafından uygun görülmeyip bilinçdışına bastırılanlar orada korunmakta ve birikmektedir. Uyku sırasında benliğin gerçeklikle ilişkisi zayıflamakta ve böylece bilinçdışı yasaklanmış isteklerle ilgili uyanıklılığı azalmaktadır. Boşalmak için fırsat kollayan bu istekler ise uykuda benlik tarafından çok daha gevşek bir sansür uygulandığı için bilince çıkmaya hazır durumda beklemektedir.

Yorumlama
Dinamik psikoterapilerde terapistin en önemli tedavi aracı ve silahı yorumlamadır. Genel olarak söylemek gerekirse birtakım savunmaların yorumları bilinçdışı çalışmaların yorumlarından önce yapılmalıdır. Her şeyden önce hastanın kendisini iç çatışmalarına karşı ne gibi gerçeğe uymayan yollarla savunduğunu görmesine yardım etmek gerekir. Bir kez bu savunmalar anlaşıldıktan sonra çatışma bilinç düzeyine daha yakınlaşmış olur. Bundan sonra nihai yorumlara zemin hazırladıktan sonra uygun zamanda bu yorumlarda yapılabilir. Yorumları anlayabilmek ve içsel yaşantılarını buna göre yeniden değerlendirip kullanabilmek açısından da kişiden kişiye büyük farklılıklar vardır.

Tedavinin Sonuçlanması
Kuramsal olarak tedavi, hastanın çatışmalarının büyük bir kısmı hakkında içgörü kazandığı ve bunları uygun bir biçimde çözümlediği, terapisti ile ilişkisinin aktarım yerine normal bir nesne ilişkisi niteliğine dönüştüğü noktada sonlandırılır. Aktarım ilişkisi çözümlenmemiş hasta, terapisinden bağımsızlaşır ve ona karşı gerçeğe uymayan geçmişteki ilişki tarzları ile ilgisiz, olgun ve normal tepkiler göstermeye başlar. Çocuksu iç çatışmalarını karşı kullandığı savunucu tutumlar artık davranışını etkilememekte, daha bağımsız ve daha olgun bir düzeyde yaşayabilmektedir. Terapist, hastaya ego olgunlaşmasının tüm yaşam boyunca süreceği ve tam anlamı ile dingin kalabilmek için hiçbir zaman yeterli bir içgörü sağlanamayacağı hakkında güvence vermelidir. Benzer şekilde, günün birinde anlamakta güçlük çektiği herhangi bir durum karşısında tekrar terapistini arayabileceği de belirtilir. Ancak bu güvencenin yaşamın herhangi basit bir güçlüğü karşısında hemen tedaviye sığınmak olmadığı da açıklanmalıdır.

Okunma Sayısı: 0  / Yorum Sayısı: 0
Bu yazıya daha önce yorum yapılmamış ?
Yorum
Üye olmak için tıklayınız...