Bütün insanlar üç sınıfa ayrılmıştır: Hareket ettirilemeyenler, hareket ettirilebilenler ve hareket edenler.
Ara

Ruhsal Benliğin Keşfi Ve Yaşama Geçirilmesi : Olmak Hali / Psikolojik Sorunlar

Ruhsal Benliğin Keşfi Ve Yaşama Geçirilmesi : Olmak Hali

Bu dünyada varoluşumuzun asıl gayesi ruhsal benliğin fark edilmesidir. Bir iş yapmak, dünyasal gailelerle uğraşmak, para kazanmak hep bahaneleridir bu gayenin. Tanrısal deneyimi bizler bu gün ihmal etsek bile er ya da geç bir gün o bizim kapımızı çalacak bizi bu yola zorlayacaktır. Bu bir hayalperestlik değildir. Gerçeğin farkına varılması ile içsel hazinenin kapıları açılır. Bu hazineler; O'nu keşfetmemizi bekleyen Tanrısal Benliğin özellikleridir. Kişiliğimizin derinliklerine indiğimizde, varlığı hiç yok olmayan sonsuz bir yaşamın parçası olduğumuzu ve Özümüzün sadece iyilik huzur güç ve sevgiden olduğunu keşfederiz.
Kişilik benliğimiz tüm değişikliklere uğrarken, ruhsal benliğimiz bütün görkemiyle değişmez ve bozulmaz olarak durur. O, bizim hep O'nunla var olduğumuz sessiz tanıktır. Kaygılarla yüklü ve ölümlü insana, ruhsal benliğinin yanı başında, sükunet içinde, dokunulmaz ve tüm engellerden bağışık olduğunu anlatmak güçtür. Bu açıklamalar mutsuzluk içinde kıvranan ya da mal mülkün ihtişamı ile keyiflenen insana saçma gelir. Bu açıklamaları din adamları reddeder. Salon adamı da gülünç bulur. Bunlara verilebilecek tek yanıt kişisel deneyimdir. Gerçeğin kanıtı onu yaşamaktır. Bu tek ve yüce fikre bağlılık insanları aynı dinde birleştirir. Dinler ve mezhepler arasındaki ayırım gelenek ve kültürel anlayış farklılığındandır. Etiket önemli değildir. Bilgeler bu konuda hiç tartışmazlar. Yaratan tektir. Ona ulaştırıcı yöntemlerin farklılığı önemsizdir. Meditasyonun yoganın, mistisizmin tek amacı düşüncenin kararttığı gerçeği aydınlığa çıkartmaktır. Akılcı yaklaşımlar ne derlerse desinler ileri dinsel uygulamaların, çeşitli meditasyon yöntemlerinin kendinden geçercesine tapınmaların ortak ve tek amacı düşünce akışında sürüklenen insanın bir gün kaynağa ulaşma arzusudur.
Öğretiler doğan ve geçen şeylerdir. İnanışlar tarikatlar ortaya çıkar ve zamanla yok olurlar. Hepsinin arkasında eski bilgelik bütün arılığı ile değişmez ve aynı kalır.

Bazı kişilerin karakter yapılarına göre içe dönüş çalışmaları pek uygun değildir. Benimseyip yapamazlar. Herkesin hayatında bir müzik parçasının, bir şiirin, doğada bir sonbahar gezintisinin grup vaktinin, yarattığı yüksek duygulu anlar olmuştur. Meditasyonun yerine geçecek olan o anların yaratılması ve genişletilmesi gerekir. Büyük sanatçılar eserlerini böyle bir kendinden geçiş içinde yaratmışlardır. Çünkü o anlarda gerçek Benlik devrededir. Onun etkisi ve ilhamı ile sanatçı yapıtını yaratır. Aynı ruh halini resmi izleyen, müziği dinleyen, edebi eseri okuyan da yaşar hangisinden zevk alıyorsa. Bu büyülü anları kişi bilinçli olarak çoğaltır. Kişiye eski kutsal metinler çekici geliyorsa bunları okuyarak derin yardım alır. Bunlar üzerinde yapılacak çalışmalar tefekkür niteliğinde olup kişiyi kendi ruhsallık alanına yaklaştırır. Okurken yoğunlaşmak ve her sözcüğün şuura işlemesi için ağır ağır ilerlemek zihinden tekrarlar yapmak böylece aklı yazıdaki düşünceye vermek (churning) soyut bir fikir, bir cümle, bir dize veya kutsal metinden bir sure üzerine yoğunlaşmak bir ruhsal çalışma yerine geçer. O yüksek ruh haline geçen kişi kitabı bir yana bırakarak bu ruh halini sürdürür. Yavaş yavaş soluk alarak sezgiselliğin açılması için dua veya niyet edebilir. Kişi için uygun yöntemi bulmak; kitap, müzik, öğreti, çalışma, doğa vs. ruhsal gücü ortaya çıkartmak için sadece katalizör görevi yapar. İç huzura ve zihinsel dengeye ulaşır ve dış dünyanın koşuşturmalarının ortasında sarsılmadan durur. Kazandığı iç güçle zor anlarda bilincini bozmadan kalabilir. Akşam yapacağı bir yarım saatlik çalışma da (yoga, nefes, vs.)ertesi günün zor koşullarına dayanma gücü için bir doping olur. Düzenli uygulamalarla gündelik yaşamın patırtıları ortasında bir iç denge kurulur. İşine gücüne şafak vaktinden gece yarılarına kadar devam edenler işlerini ve meşguliyetlerini sürekli akıllarında taşıyanlar sağlıkları bozulduğunda bile esiri oldukları bu düşünce zincirinden kendilerini kurtaramazlar.

Çalışma yaşamını ruhsallıktan ayırmamak gerekir. Çalışma ve iç aleme dalma arasında bağlantılı bir denge kurmak, eleştirici zeka ile sezgiyi buluşturmak, bencilliğimizi daha derindeki benliğin elçiliği ile engellemek gerekir. böylece her birimiz bu yüzeysel görüntü altında daha derin bir ruhsal yaşamın temsilcisi oluruz. Gündelik yaşama, iç tanrısallığı, inançlı bir gücün ilhamını katmak günlük işlerin daha kolay ve verimli olmasını sağlar. Meditasyonu kuru bir idealizm veya soyut bir düşlemeden ibaret görenler bu konuda sebatkar davranırlarsa zamanla bir ruh gücünün derece derece açığa çıktığını görürler. Yaşamlarının ve çalışmalarının ilham kaynağı olur. bu önerilere uymakla hiçbir şey kaybetmeyiz. Ne kadar işiniz başınızdan aşkın olursa olsun bu çalışmalara ayıracak vaktiniz vardır. Asıl sorun gerçekten yararlı olmayacağına dair yanlış inancımızdır. Dünyasal iş güçle birlikte (ne onlardan koparak ne de tamamen ruhsallığa dalıp dünyasal hayatı terk ederek) içsel çalışma yapabiliriz. Aradaki fark dünyasal haşır neşire kapılmamak olacaktır. Artık iç huzurunu yaşamak için insanlarla dolu yerlerden kaçmasına gerek kalmaz. Şartlar onu bozmaz. Şikayetçi olmaz. Eleştirel olmaz. Olan biteni kınamaz. Paniğe ve umutsuzluğa kapılmaz. Başkalarını suçlamaz. Kendinde kusur aramaz. Sadece kendi çıkarı için bir şeyler yapmak onu tatmin etmez.
Tanrısal benliğinden habersiz olan insan kendi mutsuzluğunu yaratır. Dünyasala yenilir. Oysa dünyasal şuuru yenmek için gelmiştir. Tanrısal cazibe er ya da geç bir gün herkesi çekecek ve ruhsallığını hatırlatacaktır. Çünkü aslımız budur. İnsanların bir gün uğraşacakları en önemli konu bu olacaktır. Bizler şimdiden başlayanlarız.
İnsan evrenin mikro kozmosudur. Güneş üst Benliği ; ay da kişisel benliği temsil eder. Ay ışığını nasıl güneşten alıyorsa ; kişilik de benliğinin şuurunu, canlılığını, düşünme ve hissetme yeteneğini üst Benlikten alır. Yalnız kişisel benliği ile yaşayan insanlar geceleri ay ışığında iş yapanlara benzerler ve güneşten hiç haberleri yoktur. Güneşi hiç görmemiş insan Aydan daha parlak bir şey olmadığına inandığı için suçlanamaz, bunun gibi üst Benliğin bilgisine uygun olarak yaşayanlar, kişiliklerinin yardımcı değerini kabul edebilir ama buna ancak ikincil bir değer verirler. Kendini tanımayı amaç edinen ve bunun için uğraş veren insanın yaşantısında büyük değişiklikler olur. Bakış açıları değişir, yaşamı yeni ve daha iyi bir ışık altında görür karmaşanın içinde kalır ama içinde sakin bir uyum saklar. Daha önce onu pençesine alan sıkıntı ve üzüntüler gücünü yitirmiş daha üstün bir gücün etki alanında erimişlerdir.
Zihinsel dinginlik çalışmaları zamanla üzerimizde etki yaparak tüm eylemlerimizde hakimiyet kuracaktır. Uygulamalara sadık kaldıkça bir reflekse dönüşürek kendine egemen olma ?civanmukti' (dünya muzafferi) durumuna geliriz. Dünyasal işlerimizi (Yüksek Benlik bunu bizim adımıza yaptığı için) daha iyi yönetebileceğiz. Dizginler kişisel benin elinde olduğunda genelde davranışlarımız yargılı korkulu tereddütlü ve yanılgıda olur; ama içsel Tanrısallık ele aldığında iyi yönetildiğimize güvenebiliriz. O bizden daha bilgedir. Kendinizi hiç art düşünce taşımadan ona bırakın. Bu yolda başarısızlığa uğramamız hiç önemli değildir. Üstün Benlik sabırlıdır. Ona ne zaman gereksinim duysak bize yardım etmeye hazırdır.
Sorunlarla, hastalık ve tehlikelerle başa çıkabilmek için pratik bir yöntem geliştirmeliyiz. Her zaman hazır ve nazır olan Üstün Benliği yüreğinizi açabileceğiniz, koruyucu ışığı altında emniyette hissedebileceğiniz sonsuz bir zeka gibi düşünün . Ortadaki sorun ne olursa olsun yalnız sınırlı zekanızla çözüm bulmaya yalnız akıla bağlı kalmaya çalışmayın. Üst Benliği hatırlayın. Sorunu onun parlak ışığı altına yerleştirin. Kural şudur: kendinizi tasalı, üzgün, şaşkın, mutsuz, asabi, ve dengeyi kaybetmiş hissettiğiniz an hemen hatırlayarak 2-3 dakika boyunca ağır solunum egzersizi yapın. Ve kendinize sorun: ?Bu olay bana neyi anlatmaya çalışıyor?? ?Bu üzülen kim?? olaya ve kişiye takılıp kalmadan, ?bu olay vasıtası ile öğrenmem gereken ne??. Üzücü bir olay çıkar çıkmaz ruhsal benliğin araştırmasına geçmek, bu olayın bizi sarsma gücünü etkisizleştirecektir. O zaman hangi kararı alırsak alalım doğru ve bilgece olacaktır. Kısaca gün içinde çevresel etkilerden ve akılsal yaklaşımlardan kopup Yüksek Benliğin Yüksek Enerjilerine fırsat verilir. Bu durum duygu ve düşünceleri yok edilmiş edilgen biri olmak değildir. Davranış biçimini ve motivasyonu belirleyen dış olaylar ve onlara bağlı dış kaynak (kişilik) değil iç kaynağın (üst ben) sonsuz imkan ve gücü olur.

Okunma Sayısı: 0  / Yorum Sayısı: 0
Bu yazıya daha önce yorum yapılmamış ?
Yorum
Üye olmak için tıklayınız...